Ali Kış - Sosyolog ve öğrenci danışmanı
Kurucu & Sosyolog

Ali Kış’ın Hikâyesi

“İlk öğrencim kendim oldum.”

Benim eğitim hikâyem başarıyla başlamadı.

Üç yıllık liseyi beş yılda tamamladım. Lise 1’i üçüncü kez okuduğum yıl, sınıfı Danıştay kararıyla geçtim.

O yıllarda dışarıdan bakıldığında görünen şey basitti:

“Başarısız bir öğrenci.”

Ama bugün geriye dönüp baktığımda o öğrencide başka bir şey görüyorum.

Anlaşılmayı bekleyen, kendisine uygun yolu henüz bulamamış, yaşadığı sonucun kendisini tarif etmesine izin vermemesi gereken bir genç.

Belki de bu yüzden bugün bir öğrenciyle karşılaştığımda ilk baktığım yer notları olmuyor.

Çünkü bir çocuğun belli bir dönemde aldığı sonuç, onun kim olduğunu anlatmaya yetmez.

“Her çocuk bir sonuçtur.”

“Her çocuk bir sonuçtur.” ifadesi benim için bir slogan değildir.

Kendi hayatımda karşılığını gördüğüm bir gerçeğin kısa tarifidir.

Bir öğrencinin ders çalışmaması, başarısız olması, sürekli ertelemesi, öfkelenmesi, içine kapanması ya da kendisinden beklenen performansı gösterememesi bir anda ortaya çıkmaz.

Arkasında yaşadığı ev vardır.

Ailesiyle kurduğu ilişki vardır.

Okulda yaşadıkları, kendisi hakkında duyduğu cümleler, başarısızlıkları, korkuları, arkadaş çevresi, alışkanlıkları ve zaman içerisinde kendisiyle ilgili oluşturduğu düşünceler vardır.

Çocuk karşımıza yalnızca bugünkü davranışıyla gelmez.

Geçmişiyle birlikte gelir.

Başarısız öğrenciden dereceyle mezun bir sosyoloğa

Lisedeki tablo yıllar sonra tamamen değişti.

1998 yılında İnönü Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü dereceyle bitirdim.

İnsan doğru olanı bulduğunda, doğru ilişkiyi kurduğunda ve kendisini başka bir gözle görmeye başladığında geçmişteki sonuçlarının dışına çıkabilir ve tarif edilemeyecek kadar büyük bir haz veren başarılı olma duygusunu yaşayabilir.

Üç yıllık liseyi beş yılda tamamlamış bir öğrencinin daha sonra üniversiteyi dereceyle bitirmesi benim için yalnızca kişisel bir başarı değildir.

Bugün bir öğrenciye bakarken kullandığım bakışın da kaynağıdır.

Bir öğrencinin bugün bulunduğu yer ile yarın ulaşabileceği yer aynı olmak zorunda değildir.

Önce bağ kurmak gerekir

Bir insanın hayatında fiziksel olarak bulunmak kolaydır.

Gerçek anlamda onun hayatında var olabilmek için ise bağ kurmak gerekir.

Bir öğrencinin karşısına geçip ona ne yapması gerektiğini anlatabilirsiniz. Program hazırlayabilir, derslerini takip edebilir, yanlışlarını gösterebilirsiniz.

Fakat öğrenciyle bağ kuramamışsanız bütün bunlar onun dünyasının dışında kalabilir.

Yıllar içinde gördüğüm en temel gerçeklerden biri şu oldu:

Öğrenci kendisinin gerçekten görüldüğünü, dinlendiğini ve anlaşıldığını hissetmeden kalıcı iletişim başlamıyor.

Bu nedenle öğrenciyle çalışmanın ilk adımı benim için hiçbir zaman yalnızca program olmadı.

  • Önce ilişki.
  • Önce güven.
  • Önce bağ.
6–13 yaş Oyun

Gelişmiş sistemler, çocuğun dünyasına yetişkinlerin diliyle girilemeyeceğini yapmış oldukları araştırmalarla onlarca yıl önceden ortaya koymuşlardır.

Ben de yıllar boyunca çocuklarla kurduğum iletişimde bunun karşılığını tekrar tekrar gördüm.

6–13 yaş grubunda oyun, yalnızca eğlence değildir.

Çocuğun kendisini anlattığı, güven geliştirdiği ve karşısındaki yetişkini kendi dünyasına kabul ettiği doğal bir iletişim alanıdır.

Bazen bir çocuğun uzun bir konuşmada söylemediğini oynadığı oyunda görmek mümkündür.

Bu yaş grubunda bağın kapısını çoğu zaman oyun açar.

13–18 yaş Etkile. Cesaret ver. Harekete geçir.

Ergenlik döneminde iletişimin dili değişir.

Bir genç “ders çalış”, “telefonu bırak”, “geleceğini düşün” gibi cümleleri çoğu zaman defalarca duymuştur.

Mesele ona bir kez daha aynı şeyleri söylemek değildir.

Mesele ona ulaşabilmektir.

Bu nedenle 13–18 yaş grubuyla ilgili yıllarca yaptığım araştırmalardan sonra aşağıdaki üç ifade, ergen yaş grubuyla iletişim kurmanın anahtarı hâline gelmiştir:

Etkile.Öğrencinin dikkatine ve düşüncesine ulaş.
Cesaret ver.Yapabileceğine inanması için gerçek bir dayanak oluştur.
Harekete geçir.Konuşmayı davranışa dönüştür.

Yıllar içinde biriken deneyim bir sisteme dönüştü

Yıllar boyunca öğrencilerle yalnızca ders masasının başında karşılaşmadım.

Evlerde, ailelerin yanında, sınav dönemlerinde, başarısızlıklarda, yeniden başlangıçlarda ve gençlerin kendi hayatlarıyla mücadele ettikleri çok farklı dönemlerde yanlarında oldum.

Bir öğrencinin akademik problem gibi görünen sorununun bazen dersle hiç ilgisi olmadığını gördüm.

Bazen aile içindeki iletişimdi. Bazen telefon kullanımıydı. Bazen uyku düzeniydi. Bazen başarısız olmaktan korkmaktı.

Bazen de bir çocuğun yıllarca kendisi hakkında duyduğu cümlelere artık kendisinin de inanmasıydı.

Tek bir yöntem bütün çocuklarda çalışmıyordu.

Çünkü her çocuğun hikâyesi aynı değildi.

Yıllar boyunca biriken bu deneyimler, gözlemler ve çalışmalar zaman içinde bugün “Bireysel Gelişim Sistemi” adını verdiğimiz çalışma anlayışına dönüştü.

Bir öğrenciyi anlamanın beş adımı

Bu çalışma anlayışının temelinde beş ilke var:

1. Dinle
2. Anla
3. Açıkla
4. Tahmin Et
5. Kontrol Et

Dinlemeden anlamak mümkün değildir.

Anlamadan yapılan açıklamanın karşılık bulması zordur.

Bir öğrenciyi yeterince tanıdığınızda, hangi durumda nasıl davranabileceğini tahmin etmeye başlarsınız.

Kontrol ise baskı kurmak değildir.

Alınan kararın ve uygulanan yöntemin öğrencinin hayatında gerçekten karşılık bulup bulmadığını görmektir.

Yolculuğun bugünkü karşılığı

Bir öğrenciden 278 seminer ve konferansa

Üç yıllık liseyi beş yılda tamamlayan o öğrenci bugün geriye dönüp baktığında karşısında bambaşka bir yol görüyor.

278 Seminer ve konferans
13 Televizyon programı
30+ Yıllık eğitim ve öğrenci deneyimi

Ve yıllar boyunca öğrencilerden, ailelerden ve gerçek hayatın içinden süzülerek oluşmuş “Bireysel Gelişim Sistemi.”

Fakat benim için bütün bu yolculuğun en çarpıcı karşılıklarından biri rakamlarla anlatılabilecek bir şey değil.

Lise 1’i üçüncü kez okuduğum yıl sınıfı Danıştay kararıyla geçtim.

32 yıl sonra Danıştay Genel Kurulu’nda “öğrenme ve motivasyon” konulu bir konferans verdim.

Bir zamanlar eğitim hayatına devam edebilmek için Danıştay kararına ihtiyaç duyan bir öğrencinin, yıllar sonra aynı kurumun çatısı altında öğrenmeyi ve motivasyonu anlatması...

Belki de benim hikâyemin en güçlü özeti budur.

Bir çocuğun bugün bulunduğu yere bakarak yarın ulaşabileceği yere karar veremezsiniz.

“İlk öğrencim kendim oldum.”

Bugün öğrencilerin karşısına geçtiğimde bunu hiç unutmuyorum.

Bir zamanlar onların oturduğu sırada ben vardım.

Anlaşılmadığım dönemleri, başarısız kabul edildiğim zamanları ve doğru olanı bulduğumda hayatımda nelerin değiştiğini biliyorum.

Bu nedenle bir öğrencinin karşısında önce şu soruyu soruyorum:

“Bu çocuk neden böyle?”

Ardından ikinci soru geliyor:

“Doğru iletişim kurulduğunda bu çocuk nereye ulaşabilir?”

Ali Kış Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık’ın bugün taşıdığı anlayış ve “Bireysel Gelişim Sistemi” de bu iki sorunun arasında şekillendi.

eduact